Çok çalışana mı fazla maaş verilir, az çalışana mı? / Salih Keskin

Google+ LinkedIn +

Başlığı okuyup etik bir değerlendirme süzgeci bulunanların ‘az çalışana’ cevabını vermesi, açıkçası hiçbir kesim tarafından beklenen bir durum değil çünkü bugüne değin kabullendiğimiz doğru, çok çalışana fazla maaş verilmesiydi ancak çalışma hayatı kabuk değiştiriyor, geçmişte bugün için öngördüklerimiz silikleşiyor. Çalışma hayatının geleceğini artık, geçmiş tecrübelerimizden karşılama imkânımız yok.

Hızlı gelişmeler, geleceğin bilinenden çok daha farklı gelişmelere sahip olacağını gösteriyor. Bu yüzden bilinenin dışında yeni biçimlere, tarzlara, düşünme kalıplarını keşfetmeye ihtiyacımız var. Geçmişten bugüne süregelen klasik çalışma modelinde, çalışmanın görünen yüzüne dikkat edilir. Durduğunuz, durgun olduğunuz veya hiçbir şey yapmadığınız zaman çalışmıyorsunuz diye uyarılmanız an meselesidir.

Bir ofis düşünün, çalışanlar masalarında, dikkat kesilmiş, ekranlara rapten işlerini yapıyorlar ve yöneticileri tarafından ‘çalışan’ kategorisine dâhil ediliyorlar. Dünyanın en büyük firmaları, beyaz yakalıların performans verimliliğini ölçmede bilgisayara bağlı farenin kaç kez hareket ettirilmiş olduğu verisini kullanıyor. Fare ne kadar hareket etmişse fareyi kullanan çalışanın verimliliği o kadar yüksek yani.

Böyle olunca da ‘hiç boş durmamak’ esas hâline geliyor.

Peki, neden o zaman büyük şirketler en yüksek maaşları, ayaklarını masalarının üzerine uzatıp dinlenmekten başka bir şey yapmıyormuş gibi görünen kişilere veriyorlar?

Çünkü bu insanlar, tüm kuruluşun başarısını sağlayan fikirleri üretiyorlar!

Keza bir saatlik yaratıcı düşünme seansında, çok uzun süre kullanılabilecek fikirler üretilebilir ve her fikir, yenilerini doğurur. Gerçekten de sezgi, ‘sonsuz’la bağlantımızdır.

Şu kesin ki yaratıcılığın iş hayatına getirebileceği çözümler gerçekten sonsuz. Yaratıcılığın etkisinin en az olacağı düşünülen maliyet yönetimi bile, yaratıcı zekânın çözümler üretebileceği geniş bir saha aslında…

Bir filozofun dediği gibi, iş yerinde ne kadar çok teknolojik köle olursa kendimizi yaratıcılığa ve yenileşmeye o kadar çok verebiliriz. İş bir eğlenceye dönüşür. 
Şu anda işlerin temellerinin değişmekte olduğu bir dönemdeyiz. Firmalar için stratejik dönüşüm noktaları, anları vardır. Bu anları kaçırmamak önemli. Örneğin, ATM’lerin gelişiyle bankalar değişiklik yapmak durumunda kaldı, ucuz bilet satan hava yolu firmaları birçok hava yolu firmasını değişmeye zorladı.

Şirket içindeki gelişim hızı, şirket dışındaki değişim hızının gerisinde kaldığında son yakın demektir.

Bir Japon firmasının sahibi, şirketlerinden biri için genel müdür arayışına girer. Adaylar firma sahibine sunulur. 12 adaydan 11’i çok çalışkan, neredeyse atom karınca gibidir. Son adaysa hiç çalışmayan, ofisinde akşama kadar elinde piposu ile düşünüp duran biridir. Bu kişi, ismi piyasada dolaştığı için listeye girmiştir ama iyi bir seçenek olmadığı listeyi firma sahibine verenler tarafından peşinen kabullenilmiştir. Patron birkaç gün düşündükten sonra kimsenin tahmin etmediği isimle, yani hiç çalışmayan kişiyle görüşmek istediğini söylediğinde herkes kısa süreli bir şok geçirir ‘ama efendim’ derler, ‘bu kişinin ismi piyasada aday olarak geçtiği için listeye aldık ama sizin de gördüğünüz gibi bu aday, vaktinin büyük çoğunluğunu çalışmadan geçiren biri. Siz bilirsiniz ama doğru bir tercih olmayacaktır.’

Patron o kişiyi CEO olarak işe aldıktan sonra bunu etrafındakilere şöyle açıklar: “Harıl harıl çalışan, sağa sola koşturan bir CEO aradığımı nereden çıkardınız? Benim zaten yoğun şekilde çalışıp koşturan bir sürü çalışanım var. Bana asıl lazım olan kişi, düşünen kişidir. Birisi saha içinde koşanlar arasında değil sahanın dışında olmalı ki görünmeyeni görsün, kör noktaları tespit etsin. Herkes hızla koşarken o sakin kalmanın verdiği soğukkanlılıkla en doğru kararları versin.”

Bilinen gerçek şu ki yaratıcı fikirler geliştirmek ve hayal gücünü kullanmak için boş zamanlar, çalışılmayan zamanlar daha uygun zamanlardır. Düşüncelerde patlamaların gerçekleşebildiği bu zamanlarda vücut, endorfin hormonu salgılar. Bu hormonun yaratıcılığı artırıcı bir özelliği olduğu bilinmektedir.

Dünyanın en inovatif ilk 50 firmasının gün içinde mesainin yüzde 20’sini ‘işimi daha farklı nasıl yapabilirim?’ üzerine düşünme zamanı olarak vermesini başka türlü anlamak mümkün olmazdı. Yüzde 20’lik dilimde üretilen fikirlerin, firmaların cirolarında yüzde 50’den fazla pay sahibi olduğunu ilave etmeyi unutmayalım

Kurumlarda inovasyonun ortaya çıkması için bazı temel gereksinimler vardır. Bu gereksinimleri, Maslow’un ihtiyaçlar piramidinden (Maslow Teorisi) esinlenerek bir inovasyon piramidi yaptığımızda şu şekilde adlandırabiliriz:

İnovasyon Piramidi (Kurumlarda İnovasyonun Ortaya Çıkması için Gerekenler Piramidi )

1 – Esneklik (Hoşgörü)

Piramidin en altındaki büyük kısımda, önemli sayılan ve en olmazsa olmaz şey, ‘tolerans’. Yani yanlış yaptığında bedel ödetmeme var. Daha açık bir ifadeyle, her yanlışın bir sonraki adımda ortaya çıkacak olan yeni bir doğrunun zeminin oluşturduğunu bilmek… Unutulmamalıdır ki yaratıcı fikirlere karşı esnek olmak, büyüyen firmaların ortak özelliği.

2 – Ortam

Hoşgörünün bir üstünde ikinci derecede önemli olan katman, ‘ortam’. Yani, inovasyon için gerekli mekân, araçlar, süreci besleyen kişiler ve mesaiden inovasyon için gerekli zamanın ayrılması.

3 – Sistem

Piramidin üçüncü sırasında önemli olan katman, ‘inovasyon için sistem kurulması’. Yaratıcı fikirlerin ortaya çıkmasını sağlayacak altyapı, kanal ve inovasyon takımlarının oluşturulması ve sonucunda da kurumun geleceğini inşa edecek olan inovasyon liderlerinin ortaya çıkmasını sağlamak.

4 – Teşvik

Piramitteki dördüncü derecede önemde olan katman, “teşvik sistemi.” Teşvik sistemi, bir nevi, inovasyon için motivasyon sistemlerinin oluşturulması demek. Sistem içindeki ödüllendirme, inovasyonun ortaya çıkmasına direkt katkıda bulunur. Motorun yakıtı gibidir. Ayrıca inovasyon yapanları taltif etme, kariyere etki etmesi gibi yaklaşımlar da yenilikçilik süreçlerinde oldukça etkili.

5 – Serbestlik (Özgür Olma)

Piramitteki son katman, “kişilerin özgür olmalarını sağlamak, onları rahat bırakmak”. Çalışanları özgür bırakmak, hangi seviyede olursa olsun saçmalamaya müsaade edecek bir işleyişin önünün açılması demek. Kişilerin içlerindeki yaratıcılığı ortaya çıkartmasına izin vermek, hatta onları buna itmek, firmanın geleceği açısından hayati öneme sahip.

Özetleyecek olursak çalışma hayatı makro düzeyde gelişiyor, değişiyor. Ya bu çemberin içine girip hayatın dinamiklerine uyum sağlayarak ayakta kalmalı ya da klasik çalışma hayatını uygulamada ısrarcı olup özde değil sözde verimliliklerle avunmalı…

İto Haber I 26.07.2019

Share.

About Author

Yorum Bırak